Wednesday, May 16, 2007

sadece sana...

ŞEKER ANNE
bizim şarkımız haritada kayıp bir şehirdir
bizim şarkımız kırık kalp fırlatan kız
hayat geriye gelmez
o hayat bize hiç gülmez
sen şeker kokarsın anne
sırtıma değersin anne
kelebekler ölürken anne
pencereler kırılır anne
kahveli göğsüne düşerim anne
senin adın kederli anne
sen hep şeker kokarsın
senin adın yağmurlu cadde
sen hep düşler kurarsın
bizim şarkımız haritada kayıp bir şehirdir
bizim şarkımız kırık kalp fırlatan kız
hayat geriye dönmez
hayat bize hiç gülmez
sen şeker kokarsın anne
sırtıma değersin anne
kelebekler ölürken anne
pencereler kırılır anne
kahveli göğsüne düşerim anne

Kent Ozanları/Umay Umay


gerisine bir şeyler eklemeli mi bunun belki hikayesini o da başka zamana....
sonrası bana aldığın kelebeğin gülen ağlayan kanatları sonra utanınca al basan yanakların beni içine al diye dayandığım karnın kızınca kocaman olan gözlerin çok sevdiğim güzelliğini kıskandığı gençlik fotoğrafların.....babamın hep sana baktığı fotoğraflar
kazık kadar olduğumda bile peşimden dolaştırdığn süt fincanı
sevgim özlemim

Sunday, May 13, 2007


"07 nisan’07
özel bir günmüş bugün aslında tarihi atarken farkettim. Nedense sabah gözüme ilişmedim bile. Keşke bakarken görmeyi başarabilsek her zaman. Kayıplarımız ne kadar azalırdı. Kim bilir?
İşte böyle bir şeyin kopup kaybolduğunu hissettim biraz. Hem de geri alınamayacak şekilde. Saniyenin kaçta kaçıysa işte o kadarlık bir zaman dilimine sığan bir duraksama, küçük bir tebessüm başka kimsenin fark etmemesine özen gösterilen sonra dışarıda göz alan gün ışığı. İşte dünya gerçeklerin olduğu.
O kurulmamış cümle ve söylenmeyen her şey bahara karışır.
İçimden kelebekler uçar gökyüzüne :)"

14 Mayıs’07

07 Niasan’daki yazımın kahramanıyla doluydu aklım bugün.
Kim bilir yaşadığı o güzel şehirde bahar nasıldır?
Evet... komik bu yaşta hala hissettiğim şeye engel olamıyorum. Yaşanmamış bir şeyin güzelliğine inanıyorum. İçimde bir ses bizi birleştiren ve kaçırmamamız gereken şeyler olduğunu fısıldıyor. Yakalanması zor bir huzur, sığınılacak sıcak bir göğüs... hani zamanla herkesden sakınmaya başladığımız o maskesiz bir bakıma çocuk yanımız vardır ya işte onu rahatlıkla dışa vurabileceğimiz bir yalınlık. Defansımızı çekip sadece masaya kendimizi koyabileceğimiz... Duru, olduğu gibi içten...
Acaba o da farkında mıdır tüm bu kayıpların? Ya da tekrar gelir mi bu şehre? Sıkıntıdan patladığım, sırtımı bir duvara yaslayıp sürekli saate baktığım bir davette, duvarımın benim görmediğim tarafında o da sıkılır mı? Sonra gene hiç birbirimizi görmeden atlayıp uçağına tüm yalnızlığına rağmen büyüsüne kapıldığı o ışıklı kente döner mi? Havaalanına indiği anda İstanbul’u özlemeye başlayacağı seyahatine tüm bunları bilerek başlar mı?
İşte duvarın arkasına kafamızı uzatmamız gerekiyor zaman zaman. Ve öğretilmişliklerimizi bir kenara bırakıp yerinde ve zamanında hamlelerimizi yapmamız. Yoksa hep kaybettiğimiz ve arkasından keşkelerle başlayan cümleler kurduğumuz anılar biriktireceğiz.
İnsanı var eden umutsa, keşkesiz, güneşli, kelebeklerimi özgürce uçurucağım günler diliyorum kendimden ...
Bu yaz.... bu şehirde.
:)