Thursday, August 30, 2007

stay.....beware....EXISTANCE


bazen hatırlatılması gerekiyor bir şekilde hayatınızın belirli yerlerinde kesiştiğiniz "bireylere" durmaları gereken yerin neresi olduğu, kırmızı çizgilerin nereden geçip nerelere uzandığı vs vs...
işte bunları düşünürken yukarıdaki bileşenler geldi, buldu beni
bence tam da yerine oturdu...
(gereksiz alınganlık yapmayalım, tetikleyiciler çoookkkk başka ;))

ps: special thx to mırat

Wednesday, August 29, 2007


yalan söylemişim... yazamıyorum derken oyunum yarım kaldı:)
fotoğraf yazıyı birlikte değerlendirelim.. bir de açıklatmayın kuzgun neden siyah oradaki neden kağıt uçak vs vs..
huysuzum bugün çemkerim ;)

29 ağustos’07
“Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen
hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi halin cezanda indirim sağlamaz”

ne zamanlar bulmuşum bu yazıyı, kim bilir ne için saklamışım bilinmez ama gözüme takıldı bugün tüm dosya kalabalığı içinde, çekip çıkardım “eklentileri” arasından.
Ama biraz farklı biraz daha keyifli. Yeni eklentilere ihtiyacı var aslında....
Bir anlık bir tebessüm için değil mi zaten insanoğlunun tüm savaşı kendiyle. Hepimizin hakkı değil mi aslında hafta en az üç kez böyle kendinden emin, kendinden mutlu, mükemmeliğimizden emin etrafa gülümsemek... belki başkalarını da gülümsetmek.bu böyle bir zincirse ilk taşı kimin attığının önemi var mı?
Varsın kuşunuz beyaz olmasın , hatta koltuğunuzun altında beyaz olduğunu iddia ettiğiniz bir kuzgunla gidip dikilmiş olun karşısına... birgün birileri ona da beyaz der nasıl olsa ;)

eclipse


nedensiz bir sıkıntı, kaleme gitmeyen elim, pratikte varolmayan bir gerginlik sonucu "fikrim geldi!!!" vee aralıkta gidiyorumm ;)

29 Ağustos’07
ay çarpmasından mıdır bilinmez günlerdir içim dalgalı
yazmaya çalışsam kelimeler dağılıyor
denk durup iki dakika sakin oturmak istesem beynimdeki devinim izin vermiyor. Peşine düşmüşler gibi at koşturuyor, küçücük kafamda bu kovalamacaya yetecek kadar yeri nasıl buluyor şaşkınım.
Uzak planlar yapıyorum ben de böyle durumlarda. Kovalamacayı düzmece bir dünyaya çekip kendimce devinmek yerine oyun oynuyorum....
Olası ama daha vakti gelmemiş projeler, yolculuklar, aşklar vs. üzerine notlar tutuyorum bir köşede.

Buyrun buradan başlayın:
VAKTİ GELMEMİŞ YOLCULUK - 30. yaş günüm için kendime hediye, Prag seyahati. Hangi kent 30 yaşa bu kadar yakışabilir ki ;)
VAKTİ GELMEMİŞ AŞK – eh 30. doğumgünümde, Prag’da, yalnız olacağımı düşünmüyorsunuz di mi?? (bu hediye işini de o düşünce fena olmazdı aslında ama bir kendigöbeğinikendikesengiller üyesiyim ne de olsa, her şeyimiz paket program dahilinde hizmete sunulur. ama bu başka bi konu kafazmızı çok dağıtmayalım)

Beynimi bunlara yönlendirirken, kelimeler beni yolda bıraktı. Paylamak istedim bu kadarcık çıktı....
Bilin duyun istedim, yazamıyorken nelerle uğraşıyorum
Neymiş yazılmasa da eğlenilecek bir şeyler bulunurmuş .....

Tuesday, August 14, 2007

gravity of life


bir kaç gündür yaşadığım bir deneyim.
vakit buldukça yapılması şiddetle tavsiye edilir. doz aşımı serbesttir ;)
bilinen faydaları: ruhu arındırır, zihni formatlar, günlük kargaşanın etkisini minimuma indirir, uykusuzluğu hafifletir.
ilgilenelere playlist oluşturuluş, sormaktan çekinmeyiniz sağlam bir arşivle taleplerinize cevap verilir :)

14 ağustos’07

floating city floating time

şehre, zamana, insanlara bakışa anlam katan, o güne kadar fark edilmeyen küçük detayları öne çıkaran müzikler vardır. Bunları dinlerken dünya farklılaşır, hareketler ağırlaşır. İnsanların sesleri değil jestlerinin belirleyici olduğu gözler önüne serilir biraz da. Hatta daha derinleşilirse hareketlerin havada yarattığı dalgalanmalar bile yakalanabilir. Öylesi bir görüntü oluşur ki, bugüne kadar neler kaçırmış olduğunuza inanamazsınız. Filmlerdeki slow motionın basit bir taklit olduğu anlaşılır.
Renkler birbirine geçer, suya atılmış taş gibi genişleyerek boşlukta dağılır kaybolur. Bir bakmışsınız tüm şehir zaman içinde akıyor, sen de onlarla birlikte...
mekandan bağımsız...
özgürlük bedenlenir sanki.
metabolizmanın hayatın yerçekimine uyum sürecidir bu. Ağır ama bir o kadar akışkan, keskinlikten ve köşelerden uzak, yalayıp geçen, incitmenin ve incinmenin mümkün olmadığı bir hız söz konusudur. Düşmek yuvarlanmakla eş anlamlı olur böyle durumlarda. Düşüş ne kadar yüksekten olursa olsun kalktığın da tek yapman gereken üzerindeki tozu silkelemektir.

Tuesday, August 7, 2007

duman diva senarist


nerden çıktım nereye vardım
çok eğlendim ama sanırım insanları malzeme yapmamalıyım
çok ayıp ;)
07 Ağustos’07

başka bir kadının kaybediş sürecini gözlemlediğimi fark ettim bir süredir.
Git-geller, kayaya vuruşlar, Çırpınışlar, çığlıklar ve her açıdan hissedilen şiddet....
Önceleri oldukça mesafeliydim.Onun için üzüldüm bazen onu kendimden daha fazla düşündüm. Bazen dengesini nasıl kaybettiğini gördüm.
Sonra bir baktım ki aslında yan yana duruyoruz bu oyunda. Farklı kapılardan aynı oyuna giriş yapıyoruz bir bakıma.
Ben sahnenin gerisinde büyük berjerde oturan sigarasını uzun ağızlıkla içen, her üflediği dumandaki şekillerle hikayeler yazan interaktif senarist.
O ise kendi düşüşüne kahrolmuş bir diva. :)
............................
Tahminim birkaç sene sonra o bile inanamayacak yaptıklarına. nasıl cebren ve hile ile bu girdaba çekildiğini düşündükçe haline şükredecek.
Çok istemek ama olduramamanın acısı aslında ona tüm bunları yaptıran.
Mantığın kabul edemediği noktada.
Yanlış soru da kitlenmiş “neden?!!”
Şimdiki umutsuzluğu ise sadece doğum sancısı. Oysa o kendi kendine kürtaj yapmaya çalışıyor. karşı koymak için çok geç, bu çocuk güneşi görecek.
acının sona ermesi içinse tek yapması gereken yarına uyanabilmek ...