Monday, October 29, 2007

waiting for cinderellaman??


29 ekim’07

Evet, insan depresyondan da sıkılabiliyormuş işte...
O günlerce omuzlarınızdan döküle döküle dolaştığınız ölü toprağının anlaşılmaz ağırlığını uzun bir duşla giderden şehrin çamuruna yolculayıp. Buharın içinden parlayarak çıkılır.
Bir hafiflik, bir uçarılıkla yere basmadan yürüyerek odaya geçilerek kişisel bakımın ipeksi mis kokulu kollarına bırakılır beden.
Günlerden sonra huzurlu bir uykuyla gün tamamlanır.
.......................
Süreç bu kadarla sınırlı kalsa tabi ki çok sıkıcı ve alışıldık olabilirdi.
Hele söz konusu bensem bu kadar huzurla bitebilir mi uzatmalı bir haftasonu.... Bedensel temizlik yanında biraz da beyinsel temizlik lazım. Kafa toplamanın en güzel şekli evi toparlamak. Kaldırılıp yerine konan her eşya ya da düzenlenen her çekmece zihnin gizli odalarına küçük seyahatler gibidir.
Yalnız dikkat ..... Kontrol kolayca kaybedilebilir ve şizofren bir noktaya da ulaşılabilir bir süreçtir bu. Ruh daha yeni kurtarılmış pek bir narindir,çok da örselememek lazım bedensel işlerle.
(Bunu farkettiğimde buzdolabının önünde bağdaş kurmuş ve kendimi kaybetmiştim. Yanımdaki üç çeşit deterjan ve farklı gereçlere bakışım görülmeye değerdi. Yani tecrübeyle sabittir ;))
Oda da toparlanmalı tabi, kişiliğin kalbi ne de olsa...
İşte tam bunları düşünüp biraz da terapi olsun diye yünler ve şişlerle dolu torbaları karıştırırken. Bilmem hangi çekimden kalmış bir çift 42 numara converse buldum. Neden, nasıl olmuşsa sıkışmış işte köşelere, unutulmuş...
Ortada bir mesaj var o kesin de hep bir ön koşul olmak zorunda mı ?? :)
Gözümün önüne gelen “dizçökmüş ayakkabı deneten ben” karesiyle bunu ne kadar ciddiye alabilirim ki....

Tuesday, October 23, 2007


23 ekim’07

nutkum tutuldu, nefesim kesildi, boğazım düğümlendi...
sabah ki neşemden eser yok şimdi.
Yarım saat öncesi itibarıyle yeni alışkanlıklar kazanma dayatması gırtlağımda bir bıçak gibi kendini hissettirdi.
Yeni her zaman için iyi midir ya da ilerleme midir gerçekten??
Sürekli alışılması gereken yeni durumlar, yeni koşullar.... böyle böyle mi olmuyordu değişim dedikleri. Bir tarafımız törpülenirken diğer taraflar keskinleşiyor, horst ve grabenenler sürekli yer değiştiriyor, tektonik kırılmalar yerküremizi sarsıyor.
yuvarlanarak, el yordamıyla yol almaya çalışıyoruz bunların arasında....
sürecin içindeyken neleri bırakıp neleri tutabildiğimizin hesabını yapmak abaküsle çok bilinmeyenli denklem çözmek gibi.
Ama birazcık yavaş olsa olmaz mı!!! Kabuklarım çatlak çatlak, bitkilerimin iki yeşerip köklenmesi en azından yüzeyi koruyacak bir ağ oluşturması için zaman da lazım.
Son çare toprak ihraç etmeye başlayacağım ne kadar elim varmasa da....
Akışkanlığımdan şüphe eder oldum.

Monday, October 22, 2007

ve... motor...


yazı karamsar gelmesin sadece kafamdakilerin hafif törpülenmiş, bütün köşeleri şöyle bir dolaşmış, biraz da humour ile pudralanmış hali...
herşeyden bir kuple yani...
durum komedisi gibi düşünmek lazım, tekrarlar ne kadar sıklaşırsa cast üzerine o kadar çok çalışmak gerekiyor ;)

22 Ekim’07

düşünüyorum; eğlenceli, havada uçuşan bir şeyler yazmak için... olmuyor.
kendime sardım son birkaç gündür. Hırpalamak için değil, aslında pamuklara sarmak lazım beni. bugün ayrı bunalmış, orman, çam pürü kokusu, eski bir dağ evi ve arkadaşları özlemiş.
kaçış planları suya düşmüş. Akıl uzaktaki dostlarda...
yerleşik kimliğime aykırı devinen bir gezgin de var aslında içeride bi yerde (bazen burası çok kalabalık olabiliyor)
gitmek lazım arada nefes almak için. Ağaçlara sarılmak, kendi ‘black rock’ımızda biraz enerji toplayıp zamanın hafızasına bulaşmak.
kendi hafızamız yetmiyor bazen. Yettiğinde de donuk ve renksiz kalabiliyor.
gerçekliğim garip bana bile yabancı zaman zaman.
dışarıdan görülen neyse benim aynada gördüğümle örtüşmediği kesin.
konuşurken, karşımdakini kaydeden bir objektif olduğumu farzedin..... (ne kadar zor olabilir ki, hepimiz öle yabancı kalmıyor muyuz zaman zaman?)
işte sonradan bandı geri sarıp izlediğimde alt yazıları daha net görüyorum. kayıttayken konduramadığım o küçük yazılar belirginleşiyor.
ve o paragraflarda “ben” o kadar yokum ki.
boşuna anlatmışım bunca zaman diyip vazgeçtiğim an.
kısa süreli vazgeçişler, hayat uzun... yeni kayıtlar, yeni gösterimler....
belki bir gün altın palmiyeyi kaldırırım kimbilir :)

Tuesday, October 16, 2007

feysbuk'u sevmeli dövmeli mi????



16 ekim’07

herkes farklı bir ses tonuyla vurgular ya “ilk askım!!”, sorular arka arkaya dizilir “nerdedir, ne yapıyordur acaba, nasıldır...”
ben artık o “nasıl” sorusunu sormuyorum!!
gerçekten saftır onlar ,saftır çünkü daha hormonlarımızın çalışmaya başlamadığı geçfetüs dönemine ait zaman diliminde olay cereyan eder, farklı bir büyüsü vardır bundan. Hep bir toz pembedir. Kimimiz elini tutmuşuzdur, kimimiz yanağımızı öpmesine izin vermişizdir fazla fazla (fetüs ama geç ;)) ben hiçbirini yapmadım, hiç bilmedi de sanırım en azından balık hafızam öyle diyor.
Hatırladığım en net görüntü ise kültür mantarı olarak istiklalde ailecek dolaştığımız ender günlerden birine rastlar (maksat çolçocuk sergi görsün, belki büyünce entelektüel olur iki laf etmesi gerekir) Yüreğim nasıl da hop etmişti ta o zaman. aşık olma potansiyelinden ilk nabız alınan gün olarak kayda geçmiştir.
Sonrası... sonrası toz bulutu. Ne sınıfta ki halini hatırlıyorum, ne oyun oynadığımız bahçeyi.
İşte tüm bu büyülü dünyam bugün elimden alındı. Sevindiğim taraf yok değil tabi, ne demişler kedinin ölümü meraktandır.
Ama yazık oldu gizli bahçeme.
Benimle birlikte o da büyümüş. Sakalı çıkmış, saçı dökülmüş, o da gözlüklenmiş (belki de vardı), her neyse. Pek bir akademik görünümlü, pek bir ayaklarıyerebasar....

Monday, October 15, 2007

3. gün

best place to settle down...

2. gün

they r still coming,

towards me....

Sunday, October 14, 2007


13 ekim’07

bayram bu malum istemeye istemeye ayak sürüyerek gittiğiniz ziyaretler yapılır, görmekten köşe bucak kaçtığınız kim varsa garip bir asaletle evinizin baş köşesine kurulur ki siz de ona çikolata ikram edin diye bekler.
Keşke bizim aile için de herşey bu kadar basit ve yüzeysel sinir bozuculukta olsa. Kısa sürede atlatılabilecek bir sevimsiz bir anı olarak kalır. Ev halkının geneli kadınsa, çoğunluğu bekar ya da dul 60 yaş üzeri yaşamı dört duvardan ibaretse yapılacak tek şey gün sonunda üç yıl yaşlandığınızı kabul edip harika bir içki sofrası için hazırlıklara başlamak en iyi çözüm.
İşte böylesi bir günde akşamı bile bekleyemeyen ben koltuğumun altında kase diğer elimde mikser ağzıma bile tatlılar yapmak için kendimi mutfağa kapattım. En iyi başlangıç, tencere dibini kazırken kan şekerinizi yükselterek biraz normale dönebilirsiniz.
Tablo tam anlamıyla “marjinalgörünümlüevkızı” sendromuna uygun... fonda son günlerde bulduğum kült filmlerimin müzikleri, rachmaninofflar havada uçuşuyor, sözde misafirler için anne yadigarı tarifle hazırlanmış homemade l,körümüz de aperatif olarak tüm bunlara eşlik ediyor (doz arttırımı şiddetle tavsiye edilir ;))
Huşu içinde balkonda içkimi yudumlarken ailemizin kalan tek erkeğinin neden son yıllarda mutfak işlerine bu kadar sarmış olduğu beynimde daha bir yerine oturdu. Yapacağı başka bir şey yok, kedisi dahil tüm dişilerin anormal olduğu bir evde önünde önlük elinde tespih dolaşmak çok da garip değildi aslında. (yüzyıla damgasını vuracak bu kareyi nasıl da kaçırdım ben!!)