Wednesday, November 28, 2007

pre-collage


yeni çalışmaları da koyacağım.... zamanı gelince
neyi içimde uzun süre tutabildim ki, onları kendime saklıyayım
şimdilik ortalık fazla talan :)
28 kasım’07
tasarılarım vardı aslında buraya koymak için. Bir çeşit fotoğraf ve sözün oluşturduğu kolaj...
çok da keyifli olacaktı. Hayır bırakmış değilim hazırlamayı. Sadece hem süreç uzadı ben içimdekileri zaptedemedim, bir şekilde vücut bulup kaçtılar elimden hem de o kadar çıplak kaldım ki kendimi bu kadar ortaya koymaya gerek var mı bilemedim.
Gene de çalışmaya devam bir tool kazanmak to express myself deeply (ama fazla deep oluyomuş hepsi bir araya gelince)...
Bir de müdahilleri de bu kadar soymamak, kendi istemleri dışında anadanüryan bırakmamak lazım ayazda.
Biraz “eyes wide shut” kokuyor son günlerim.
O kadar kapattım ki gözlerimi bazı kimliklerim aynı masada pokere daldılar, ağız dalaşlarını bırakıp.
Ortalıkta bir tek tepine tepine sesini duyurmaya çalışan “sorgulayanben”, o yapamıyor işte göz yummak aptallık geliyor ona. Katlanamadığı zaten “aptallık” kavramına bu kadar yakın duruyor görünmek, kıvrandırıyor onu.
Masadakilerin de huzurunu bozacak diye çekiniyorum.
Belki ondan istediğini verip küçük olta iğneleriyle çekiştiriyorum başkalarının huzursuzluğunu.

Thursday, November 15, 2007

can't take my eyes off u


içim elvermedi öyle kırık dökük bitirmeye bu geceyi....
bakınız neler çıktı pandora'nın kutusundan.
öyle sevmişim filmle şarkıyı, öyle örtüşmüşler ki kafamda sinema eleştirmenliğine bile soyunmuşum haddimi bilmeden...
Bazılarınızın affına sığınarak koyuyorum buraya.
dönemin uçarılığına versinler :)

12 Ağustos’07
Closer
Öylesi bir film düşünün ki sesi kıstığınızda ekranda gördüğünüz çiftlerin hepsinde ilişkinizin kilit olaylarını görüp üzerine kendi senaryonuzu yazabilirsiniz.
Genelde erkeklerin pek de sevmediği kadınlarınsa bayıldığı bir yapımdır “closer”. Diyaloglar üzerine kurulu, konuşmanın kifayetsiz kaldığı noktayı iliklerinizde hissettiğiniz anlar yaratmıştır içinde.
Bir yanda özünde kayıp bir kadın, hayatındaki tek varlığı sevgilisi. Hiçliğin getirdiği bağımlılıkla, eşgalini onda buluyor.
Diğer yanda ayakları yere basan, standartları olan başka bir kadın ve kendi acılarını yaratmaktaki mükemmel başarısı. Huzurdan kaçan bir rahatsızlık.
Güç dengeleri tartışılır.
İki erkek.... erkek kimliğinin keskin bölünüşü...
Bunlar hissettirdikleri, bir tiyatro oyunun tüm ağırlığının başarılı yansıması
Bunca zamandan sonra gündeme gelmesi ise sountrackte yer alan “The Blowers Daughter”. Nasıl oldu bu şarkı bunca zaman gözümden kaçtı.
Bugünü beklemiş gibi...
Tüm güzelliği bir yana defalarca dinleyip üzerine sayfalarca yazılsa da hiçbir şey son cümlenin ağırlığını gizleyemiyor. Başından fark etmediğim önemli bir ayrıntı, hep olduğu gibi. Gündelik yaşamımızda da kaç kez başımıza gelmiştir.
Dinleriz ve büyüleniriz. dinleriz ve akışına bırakırız...
Ya içerikte kaçırılan bir detaylar ya da sonuna kadar dikkatimizi odaklayamadığımız konuşmalar.... ya bulutlara çıkarır kendine olmayan benliğimizi ya da yersiz yere kendi cehennemimizi yaratır.
Her koşulda kendinde değildir bunları yaparken...

“I can't take my mind off you
I can't take my mind off you
I can't take my mind...
My mind...my mind...
'Til I find somebody new”

Bakınız: http://www.youtube.com/watch?v=giump9h029I

elmalar ve kargalar



gene de gökten üç elma düşsün..
biri benim başıma, bizi sizin, biri de üçüncü kişilerin...
bozulmasın masalımız. :)

15 Kasım’07
mesafeliyim evet.. bundan herhalde günlerdir elim hiç yazıya gitmedi
ama kimseye özel değil bu kendimden başka.
ifadede zorluk çekiyorum en yakınıma bile. Cümle kurmak işkence gibi.
Bir tarafım bazı şeylere o kadar küs ki nasıl barıştırıcam hiç bir fikrim yok. Barışmaları gerekli mi??? O da tartışılır ya...
Kendine küs kalır mı insan?? Hem ben mi küstürdüm beni bana hep üçüncü kişiler neden oldu.
Kış baharı bir güne yakışmadı değil mi bu sözler? Ama engel olamadım çıkıverdiler ağzımdan işte.
Güneşin tüm keyfiyle balkona çıktım... ağaçlar günlerdir olmadığı kadar yeşildi, iyot kokusu vardı havada, herşey yolundaydı yani...
Sonra onlar bağırdı, gidip gelip daha çok bağırdılar. Sonra kendimi yuvadan düşmüş bir yavru gibi hissettim. Bırakmaz onlar yuvadan düşeni tek başına, el sürmeye kalksanız saldırılar, hepsi bir üşüşür tepenize...
Siyah, kocaman kanatlarını başınızın üstünde kapattılar mı bir poe hikayesi gerçek olmuş gibidir. Çirkinliği dile düşmüş olsa da zekasıyla ve uzun yaşamıyla kıskandırmazlar mı insanoğlunu. Uğraşsanız konuşurlar bile...
Kimbilir belki çoğumuzdan da anlamlı cümleler kurarlar güngörmüş bir edayla...
Bölük pörçük mü kaldı bu yazı öncekiler yanında fazla dökük bir tarafı sanki....
düşünceler böylesi havada asılı işte.... bahtınıza sepete bunlar düştü bugün.
Siz şimdilik bensiz oynayın önceden özenle hazırladığım pofuduk bulutlarda en kısa zamanda gelicem ben de söz.
Bugünlük izin verin... ;)