
Bir önceki yazıyla tamamen alakasızdır trajedi yaratılmasın sadece boş durmadım demek için biraz, biraz da ne biliyim sevdim ben bunu bişeyleri ifade edebilmiş gibi. sevgiyle bakmak birşeylere üzerine gülümsemek biraz :)
04 Ocak’08
Hayatımızda bazı insanların gitmesi dayanılmazdır. Süre o kadar uzundur ki, sanki hep varmış gibidirler... Düşününce hayatında varolmadığı zamanlar m.ö ile ifade edilebilir.
"Mavi gözlü bir devdi o ve ben minicik bir kadındım ." (biliyorum klişe ama öleydii :))
alışılmadıktı.... kocaman yüreğine ne zaman bu kadar yayıldım yerleştim hiç farketmedim anlamadım hatta, süreç o kadar akışkandı ki. zorlamasız, fazlasıyla olması gerektiği gibi.
Korunaklı, sakindi... ağzından çıkan herşeye güvenebilmek demekti, sevdiğim dondurmanın hep dolapta olmasıydı, ben ne yaparsam yapayım pijamalarımın olduğu dönülmesi kendi evimden bile öncelikli olan yerdi onun yanı... karnım ağrıdığında tüm enerjisini bana vermesiydi, sırf ben keyifsiz olmayayım diye. buarada zaman uzun ya ben büyüdüm/büyütüldüm, değiştim, gelişeyim diye desteklendim. başarılarımla gurur duyuldu.
Böyle şımartılınca anlaşılmıyor kıymeti...
Sevme şekillerimiz farklıydı.
yüzümün düşmesine bile kıyamayanı hırplayarak cevap vermekti benim sevgim. kabullenmek yerine sorgulamaktı hep.
Sıradan görünen detayları onlar yok olmaya başlayınca farkeder insan. kaybettiklerinin kıymetini anlar, öyle oldu tabi ki bizde de...
Şimdi ne zaman görsem onu bakışları gri ve donuk. varlığımın ona yansıyan ışığı yok. sırtımı dayadığım huzur dirsek boyu mesafede.
Kısa zamanda yaşlanmak gibi bir şey bu...
boş bir evin kilidini çevirip girersin de, evde günlerdir pişen bir şey olmamıştır ya da yaşayan kimse olmadığı için sıcak bi koku almaz burnun sadece rahatsız edici bir ağırlık vardır hemen pencereleri açıp evi havalandırarak dışarı atmak istediğin.
Bir süredir o ağırlığı taşıyoruz işte sırtımızda. penceler nerede unuttuk, artık eve hiç uğramıyoruz belki, uğrasak da kokumuz sininceye kadar kalmaktan ürker olduk.
