
bir de tabii herşeyden bağımsız eğlenelim gülelim bakalım bizim kız neler yazmış diye sayfayı ziyaret eden bir okur kitlemiz var onları yadsıyamayız :) işte onlar için uzun zamandır kendime sakladığım hafif sex and the city kokan yazılarımdan bir tanesi tozlu raflardan çıktı. (bir de günün bonusu görsel çalışmalardan bir örnek sonunda buraya çıkmaya hak kazandı)
05 nisan’07
okuldan dönüş... otobüs... taksim-...... hattı ve tabi ki bu saate trafik...
kitap okuyup düşünmekten başka ne yapılabilir. Mutsuz insanlar topluluğuyuz, suratlarımız asık, dünya üzerindeki varlığımız bile kendimize ağır... onları kendi dünyalarında bırakıyorum, hepsinin bir gün mutlu olmasını dileyebilirim sadece.
Uzun bir yolculuğa çıkıyorum sonra aylar öncesine. Nerden geldiyse aklıma şimdi. Aylar önce malum sıkıntıdan gay clublara takıldığımız dönemdi. Her zaman ki gibi istemediğim kurtulmak için can attığım bir adamda beraberimizde. Resmen akan salyalarıyla şeytani bir ifade oluşmuştu yüzünde tüm güzelliği kaybolmuştu sanki. Kaçmanın çeşitli yolları vardı böyle durumlarda... tuvalete gitmek bahanesiyle arka tarafta saklanmak ve kendini toparlaması için dua etmek mesela hiç de fena bir fikir değildi. Tabi ki kadınlar klan halinde tuvalete gider biz de kurala uyduk sıkış tıkış yürümeye çalıştık. Kaybolmak ve tanınmamak istiyordum kalabalıkta. Zaten ortam gereği çoğunluğunda umurunda değildim, müthiş rahatlık!!!
İşte hani bir ses kafanı kaldırmanı söyler ya, bir şey dürtükledi beni de. Güzel değildi, ama anlatılamayan bir şey vardı yüzünde en az benim kadar sıkılmış bir ifade. Yolumuza devam edelim yapılabilecek bir şey yok, ne kadar toz bulutu haline gelmeleri için dua etsek de başkalarıyla gelmiştik.
Geri dönüş... gene aynı ifade yüzünde. Biraz incelendi boyna kadar dövme, dans etmiyor, duvara sıkı sıkı dayanmış, sonuç: gay olma ihtimali çook düşük. O kadar derin bakması neden??
Zoraki partnerlerin yanında geçen yarım saat....
Yer mi değiştirelim, barın oraya mı?? Ama neden daha çok acı çekeyim ki. o gözümün önünde ve öyle bakarken hiçbir şey yapamadan ve bir tarafım sürekli defansta.
Tabi oturacak yer olmayınca barın üstü benim için hazırlanmış lüks bir mekan oluyor.
Bu gece nasıl geçer.. her zaman deli gibi dans ettiğim yerde hareket bile edemiyorum. Böylesi ahtapot olmaya ne gerek var. Salyalı vantuzları bertaraf etmek çok yorucu olabiliyor. Neden anlamazlar ki, bir kadın dans etmiyor konuşmuyor ve sürekli somurtuyorsa, çıkarılacak ders: istemiyor işte!!!! Yanında olmana bile katlanamıyor. İlla bir beklenti olmadan eğlenilemiyor mu?? Eğlenilemiyor ki aylardır gay barlara geliyorsun diye cevap veriyor iç ses. eh o da haklı tabi.
Tekrar yer değişikliği. Arkadaşım memnun halinden ama ben o küçücük yere bu adamın yanına oturmam. Kendi kendimi kafese sokmanın ne alemi var.
“ben dolaşacağım”
tam iki adım atmıştım ki 88 kolundan biri geldi gene. Çare yok ben de sıkı sıkı duvara sokulup gereksiz muhabbetlere kafa sallıyorum. Sonra ahtapotun arkasından o bakış geçiyor. Onun da anlam veremediğini anlayabiliyorum. Biriyle hiç konuşmadan bu kadar içten olunabilir. Kısa bir süre sonra tekrar geçiyor.
Bu işe bir dur demek lazım.
Küçük ahtapotumu arkadaşlarının yanına bırakmalı. Nefes almalı ve derin bakışlar neler yapıyor bir bakmalı.
“telefon etmeliyim, mümkünse yalnız!!! Gelicem hemen”
Biz kadınlar da kötüyüz sanırım biraz.
Güç bela kurtuluyorum, ben bu kadar çekici bir kadın değilim ki, sadece onun gözü dönmüş.
Biraz nefes ne güzel bir şey. Tam mekanın ortasına gelmişken gene aynı güdüyle başımı çeviriyorum. İşte beklenen kişi. Elimi tutuyor, yüzüme bakıyor. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Konuşmak bütün büyüyü bozmak demek. Ne kadar öyle kaldık bilmiyorum.
“geleceğim birazdan diyip uzaklaşıyorum”
hava almalıyım, kalbime ağır gelir böyle anlamlı durumlar. Böylesi bir yerde ne kadar anlamlı olur da ayrı bir polimik konusu zaten.
Yanındayım tekrar. Sarılıyor, bir şeyler söylüyor. Başını çevirdiği yere bakınca arkadaşlarının şaşkın bakışlarını görüyorum. Sonra gülmeye başlıyoruz çünkü anlatmak imkansız.bir süre sonra kolumdan dürtülüyorum. Korku, endişe, panik..... neyse ki arkadaşım. Aksini düşünmek bile istemiyorum.
“gitmeliyim.”
Gene derin derin bakıyor ve hiçbir şey söylemiyor.
Gitmeliyim ama bu sefer katlanamam o ahtapota.
Çıkıyoruz.
Ve taksi de daha fazla dayanamayan ben tipik bir yay olarak bombayı patlatıyorum.
“aşık oldum”
İç ses “ tut şu çeneni lütfen.. lütfen yaa !!!”
gereksiz ve seviyesiz küçük bir tartışma sonrasında eve dönüyoruz.
İşte kısacık taksim-...... hattında trafik nedeniyle ben böyle uzun bir yolculuk yaptım.
Bir daha o adamı hiç görmedim. O mekana hiç gitmedim. Ama nerden geldiyse aklıma, yaşamımdaki tüm anlamsızlıkları yok etmek için, evrenden o bakışları istedim tekrar.
1 comment:
o "an"lar ki hayatı anlamlı kılar...kim bilir kaç kere daha yasayabilir insan o yüzden kıymetini bilmeli...:)
Post a Comment