
27 Haziran’08
Diyorum bulaştırmayın beni siyasete, toplumsal çıkarımlara vb. konulara. taşlanırım sonunda biliyorum kendimi. Biri burada başlar benim milletsizliğimden, etnik kökenime verip veriştirerek çıkar sonunda. Ne gerek var böylesi gerginliğe?
Hiç yok aslında yok ama buna dokunmadan geçemeyeceğim. Azıcık kaşımak lazım gibi geldi bana bir şeyleri. Beynim beni yanıltıyor da olabilir. Napalım bugün şansınıza bu çıktı.
Gündem haftalardır Euro 2008 malum, onunla yatıp onunla kalkıyoruz. Bazen yatıp uyuyamasak da yerlerden kalkamıyoruz, sürünmek artık galip geldiğimiz gecelerin vazgeçilmez eğlencesi.
-Sonra kendinin amerika’da yaşadığı sanrısıyla yataktan fırlayan ben şiddetle telefona sarılır polisi arar tabi ki meşgul. İçeriden gelen sakin dingin ses “napıyosun kızım sen??” cidden ne yapıyorum ben. Telefon açılsa verilecek cevap belli” abla sen rahat ol köşede kurşun saydıran çocuklar bizden. Bilirler nasıl saydırılacağını yılların deneyimiyle. Huzurlu olun” –
İşte böyledir benim ülkem mizah için ekstra çabaya gerek yok. Eğlenecek malzeme çok eğitim zaiyatları olmasa :(
Son maçımıza yoğunlaşalım … Tamam itiraf ediyorum yenilmelerini diledim. Ama ne yapayım yazık değil mi “çatlak ses” olanlara (ki bengiller olurlar kendileri ile soydaş sayılırız)…. Birileri herhangi bir yerde dövülerek öldürülebilir, çocuklar başından vurulabilirdi.
Bir de hak etmeyen insanlara yaramasın böyle başarılar. Yakışmıyor. Tek, biricik ve tanrı’nın türkiye’ye yegane lütfu olan kişilikler daha bir kendini bilmez oluyorlar. Başarı taşıması zor ve erdem gerektiren bir şey yoksa zamanla goblinleşebiliyormuş insan. Bu kadar mı gün yüzüne çıkar şeytanın en çok sevdiği günah, bir maske gibi yerleşir suratına çıkmaz.
Tamam hoş değil tabi öyle basit bir golle yenilmek 90 dk. süren kaliteli mücadele üzerine ama oluyor böyle şeyler. (ben de ne bilirim futbolu atıp tutuyorum öle :) ama jargonu kaptım hafiften))
Neyse konumuz maç gol vs değil zaten konu bırakabilmek aslında. Ertesi gün “milli file bekçimiz” Rüştü artık milli takım maçlarında görev almayacağını açıklamış. O kadar güzel geldi ki kulağa egoların havalarda uçuştuğu bir platformda bunu açıklayabilmek, bırakıp gidebilmek türk insanın alışkın olmadığı bir tavır. Bunu söyleyince atıp tutmak kolay geliyor çok bilenlere. “bırakacak tabi ki, yenir miydi o gol bea!!!!” yaa değil mi?? Biz aslında en ufak bir dedikodu da koltuğunu bırakıp giden, ismini temiz tutmak için mevki, ünvan ne varsa, yeri ve zamanında terkedebilen bir topluma mensubuz.
Sonra düşünmeden edemedim. Bu davranıştaki düşüncenin yarısı ankara’da, bilgisine, birikimine, ne olduğuna bakmadan bizi yönetmek için debelenen, gecesini gündüzüne katan maalesef ki geçmişinde yüz kızartıcı suç bile bulunan o müthiş güruhta olsa ne olurdu benim yurdumun hali….
Seneler önce tanıştığım bir Hollanda konsolosluğu görevlisinin manidar sorusu geldi aklıma bir de aklıma : “siyasetçileriniz neden bu kadar yaşlı??”
Nedene acaba???
……………………………………………………………………………………………………………………….
Hastalıkta, sağlıkta, zenginlikte, fakirlikte; ölüm bizi ayırana kadar……. ;)





